Eski Uygarlıklar

Kategori: Uncategorised Pazartesi, 16 Ocak 2017 tarihinde yayınlandı. Administrator tarafından yazıldı.

IONIA

Günümüzde İzmir ve Aydın illerinin Ege Denizi kıyısındaki tüm batı kesimi ile Sakız ve Sisam adalarını kapsar.  Kuzeyini Gediz (Hermes) nehri, güneyini Tekağaç (Poseidon) burnu (Didim yakını), batısı ege denizi, doğusunu Belkahve sınırlar.

Lelegler, Karialı'lar ve Lydialı'larca iskan edilen bölgeye,  XI. Yy.dan  X. Yy. a geçerken, orta Yunanistan'dan İon denilen halk göçmeye başlar. Efsaneye göre başlarında Atina kralı Kodros'un oğulları bulunuyordu. Göç kuşaklar boyu sürmüş, yeni gelenler yerli halkla kaynaşmış ve yeni bir halk yaratılmıştır.

Ion adı eski doğu bölgelerinde YAMAN yada YAWAN biçiminde, Ionialılar ise YAUNAP olarak geçmektedir

Önceleri kıyıda başlayan yerleşmeler daha sonraları iç kesimlerde de görülür. Bunlar küçük kasabalardı.

IX. yy. ın ortalarına doğru yerleşim yerlerini sağlam surlarla çevirerek polis denecek kent devletlerini oluşturmaya başladılar.

Polisler önceleri babadan oğula geçen Krallarla, IX. ile VIII. Yy. arasında aristoklarla, VII. Yy. doğru ilkel demokrasiyle yönetildiler.

VII. yy. dan önce PANIONION adı verilen bir birlik kurdular.

VII. ve VI. Yy. larda Abydos, Kyzikos, Sinope, Amisos, Kerazus, Trapezos gibi pek çok koloni kurdular.

Herodotos, "Dünyanın en güzel iklimi Ionia'dadır" der.

Yunanistan, Dor istilasını izleyen "Karanlık Çağ" dan kurtulamamışken, Ion'lar antik çağın en üst düzey uygarlığını kurmuşlardır. Edebiyatın, felsefenin ve bilimin temellerini atmışlardır.

Smyrna'lı (İzmir) ozan HOMEROS'un VIII. Yy.da yazdığı İlias ve Odysseia adlı destanları günümüze ulaşmıştır.

Miletos'lu THALES, MÖ. 585 yılında güneşin tutulacağını önceden tahmin etmişti. ( 28 Mayıs 585 tarihinde tutulmuştur.)

Smyrna veya Manisa doğumlu, MS. 2.yy. da yaşamış olan PAUSANİAS  "Yunanistan'ın Tasviri" adlı kapsamlı bir rehberin yazarıdır.

ÖNEMLİ IONIA ANTİK KENTLERİ

DIDYMA, DİDİM

EPHESOS, Selçuk

MAGNESİA ad maiandros, Ortaklar(2Km.)-Tekinköy

METROPOLİS, YENİKÖY-Torbalı(7Km.)

MİLETOS, Milet/Balat

PRİENE, Gülbahçe K.-Söke

ERYTRAİ, ILDIRI K.-Çeşme

KLAROS, Değirmendere-Selçuk Kavşağı

SMYRNA, Anafartalar karakolu yanı-İzmir

SMYRNA(eski), Bayraklı Karşıyaka yolu

TEOS, Sıgacık K.-Seferihisar

(Arkoloji Dünyası çalışmasıdır)

 

KARIA

Günümüzde Aydın ve Muğla illerinin büyük bölümü ile Denizli inlin batı ucunu kapsar.

Kuzeyini Büyük Menderes (Maiandros)  Nehri, doğusunu Dalaman (Indos) Çayı sınırlar. Batısı ve güneyi Ege denizidir.

Bölge adını Anadolu'nun yerli halkı Karlar'dan alır. Karlar II. Binde Hitit ve Mısır metinlerinde, KARŞİKA yada KARAKİŞA olarak anılırlar. I. Bin yılda Pers kayıtlarında KARKA adıyla geçerler.

Herodotos, Karlar'ın Anadolu'nun yerli halkı olduklarını, Mysia ve Lydyalı'larla kardeş olduklarını iddia ettiklerini aktarır.

Karca henüz çözülememiştir.

Troia savaşında diğer Anadolu halkları gibi Priamos'un yanında savaştılar.

Sorguçlu miğferi, omuza asılabilen tutamaklı kalkanı, kalkanların dış yüzeylerini resimlerle süslemeyi ilk kullananlar Karialı'lardır.

Mısır ordularında paralı asker olarak çalışmışlardır. Adları, 591'deki Nubya seferine katılmalarından ötürü, EBU SİMBEL Tapınağı duvarlarına kazınmıştır.

Karia'da Lelegler'de yaşıyorlardı. Homeros'a göre Lelelegler önceden Kralları Altes önderliğinde Troas'da Pedassos kentinde oturuyorlardı. Troia savaşından sonra Karia'ya yerleştiler. Halikarnasos yakınlarında sekiz kent kurmuşlardır. Bunlardan birine Pedesa adını verdiler

Lelegler'den geriye evler, duvarlar, mezarlar kalmıştır. Yazıt ve anıt günümüze gelmemiştir.

Peloponnesos yarımadasından IX.yy. da gelen Dorlar Datça ve Bodrum yarımadasına yerleştiler. Zamanla yerli halka karışıp kaynaştılar.

Dorlar yerli halkın direnişine rağmen DOR HEKSAPOLIS'i adı verilen dini ağırlıklı bir birlik oluşturdular.

Birliğe üye olan kentler; Halikarnasos, Knidos, Kos ( İstanköy adası ), ve Rodos adası kentleri ( Lindos, Ialysos, Kamiros)

Üyeler Knidos'da bulunan TRİOPİA APOLLON onuruna yapılan DORIEIA denilen şenliklere katılırlardı. Bu şenliklerde Apollon onuruna oyunlar düzenlenir, kazananlara üç ayaklı tunç kazanlar armağan edilirdi.

Karialılar'ın ortak kutsal alanı Mylasa'daki ZEUS KARIOS Tapınağıydı.

Büyük Pers İmparatorluğu satraplık denilen bölgelere ayrılmıştı. Karia'nın ilk satrapı Mylasalı Hyssaldomos'yu. Onu, oğlu Hekatomnos ve 377 yılında torunu Mousolos izledi. Mousolos, başkentini Mylasa'dan Halikarnassos'a taşıdı.

Karia'da kadınla erkek aynı sofraya oturmazlardı.

St. Poul tarafından ziyaret edilmeyen Karia'da Hırıstiyanlık, İmparator Constantinus'un resmi din olarak kabul edilişine kadar gelişmemiştir. Erken kiliseleri en uç kentleri olan Laodikeia ve Kolossai'de bulunur.

Alabanda yöresinde bitki ilaçlamasında kullanılan bir tür kükürt çıkarılıyordu. Karia Zeytinyağı Atina'ya, balı Mısır'a, Kaunos kuru incirleri, Mısır ve İtalya'ya, Knidos şarapları, Yunanistan'dan Mısır'a kadar ihraç ediliyordu. Knidos soğanıyla, Kaunos ahtapotuyla meşhurdu.

Meremeri levhalar halinde kesme yöntemini Karialı'lar bulmuştur.

Iasos'un meşhur kırmızı-pembe damarlı mermerleri İstanbul!daki Ayasofya'da ve Ravenna'daki San Vitale'nin yapımlarında kullanılmıştı.

"HALİKARNASSOS MAUSOLEIONU"  antik dünyanın yedi harikasından biridir. Halikarnassos'da yer alır. Karia Satrabı Mausolos'un mezar anıtıdır.

Tarih ilminin babası sayılan  HERODOTOS V. Yy.da Halikarnassos ( Bodrum ) kentinde doğmuştur. Anadolu, Yunanistan, Mısır, İran, güney İtalya'yı gezmiştir.

SEKİZ LELEG KENTİ;

Hepsi Myndos ( Bodrum ) yarımadasında yer alır.

Syangela / Theangela, Myndos, Termera, Side, Madnasa, Pedasa, Uranium, Telmessos

ÖNEMLİ KARIA ANTİK KENTLERİ

APHRODİSİAS X Geyre-Karacasu-Tavas
HERAKLEİA Latmos X Kapkırı K.-Bafa Gölü

BURGAZ/ESKİ KNIDOS

HIERAPOLIS X PAMUKKALE-Denizli

IASOS X Kuyukışlacık K.-Milas

KNİDOS X Tekirburnu-Datça

NYSA X Sultanhisar-Aydın

STRATONİKEİA X Eski Eskihisar K.-Yatağan

ALABANDA X ARAPHİSAR/Doğanyurt-Çine

alinda X KARPUZLU-Çine

EUROMOS X Ayaklı-Milas

gerga X X Ovacık

HALİKARNASSOS X BODRUM

KEDREAİ X Sedir Adası-Marmaris

LABRAYNDA X Kargıcaklı K.-Milas

LAGİNA X Turgut -Yatağan

LAODİKEİA X Denizli

MYLASA x MİLAS

AMOS X Kumlubük--TURUNÇ-Marmaris

amyzon X Mazın Kalesi-Çine

gerga X X Ovacık

hydisos x Karacahisar K.-Milas

HYLLARİMA X Çamyayla K.-Çine

peçin kalesi X Milas

phoiniks x Taşlıca K.-Marmaris

piginda x Çamlıdere K. 7 Km. Güneydoğusu - Bozdoğan - Aydın

TRALLES X Aydın

(Arkeoloji dunyasi)

T.C. Kültür bakanlığı

Karia bölgesi:

Anadolu'nun Güneybatı kıyısında yer alan Karia Bölgesi, Kar ve Leleg halklarının yaşadıkları dağlık bir bölgesidir.

Tarihin babası olarak tanınan Halikarnassos'lu Herodotos (M.Ö. 484-425), "Karyalılar anakaraya adalardan gelmişlerdir. Eskiden Leleg adı altında adalarda otururlardı ve Minos uyruğundaydılar" demektedir. Ancak Karialıların bunu kabul etmeyerek "Biz anakaranın yerlisiyiz" dediklerini de eklemektedir. Bu bölge İonia, Phrygia ve Lykia tarafından çevrilmekte, kuzeyde Büyük Menderes (Maiandros), güneyde de günümüzde adı Köyceğiz olan göl ile sınırlandırılmaktadır (Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları. İstanbul, 1988, s.474; George E.Bean, Karia. İstanbul 1987; Oğuz Alpözen, Bodrum, Antik Halikarnassos. Ankara 1995).

M.Ö. 7. ve 6. yy.ın ilk yarısında Karia'nın Lydia Krallığı topraklarına katılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kyros M.Ö. 546'da Lydia'yı egemenliği altına alınca, Karia da Pers yönetimine girmiştir. Persler egemenlikleri altına aldıkları şehirlerde kendilerine bağlı sülaleri iktidara getirmişlerdir.

Strabon'un bildirdiğine göre (XIV, 659) Hekatomnos, Persler tarafından iktidara getirilmiş Karia kralıydı (ölümü M.Ö. 377). Mausolos, İdrieus ve Piksodaros adında üç oğlu, Artemisia ve Ada adında iki kızı vardı. Kızkardeşi Artemisia ile evlenen Mausolos'un, satrap olmasına karşın, gerçek bir krala has yetkileri bulunuyordu. II. Artakserkses Mnemon yönetimine karşı yapılan ayaklanmaya katılmış ve bazı adalarla Lydia ve İonia'nın önemli bölümlerini ele geçirmiştir. Karia başkentini Mylasa'dan Halikarnassos'a taşımış, dünyanın Yedi Harikasından biri olan Halikarnassos Mausoleion'u adlı anıtsal mezar onun için yaptırılmıştır. Mausoleum sözcüğü Roma Çağı ve daha sonraları en gözde mezar anıtları için kullanılmıştır.

Mausolos'un ardından Karia yöntemini üstlenen karısı ve kızkardeşi Artemisia da birkaç yıl içinde ölünce kardeşlerden İdrieus başa geçmiştir. Küçük kızkardeşi Ada ile evlenen İdrieus'un da zamansız ölümü üzerine yönetim en küçük kardeş olan Piksodaros'un eline geçmiştir. Piksodaros başa geçer geçmez kızkardeşi Ada'yı hemen Alinda'ya sürmüştür.

Büyük İskender M.Ö. 334'te Pers seferi sırasında büyük bir hızla Karia bölgesini ele geçirmiş, Halikarnassos İskender'in Asia'da direnç gördüğü sayılı yerlerden biri olmuştur. İskender kenti ele geçirdikten sonra, dostça ilişkiler kurmuş olduğu Ada'yı sürgünden getirtmiş, tüm Karia'yı onun yönetimine bırakmıştır. Büyük İskender'in ölümü üzerine Karia, önce Seleukos Krallığı'na arkasından Bergama Krallığı'na (M.Ö. 180) katılmıştır. Karia Bölgesi M.Ö. 133'te Roma'nın Asia Eyaleti'nin bir parçası olmuş, Roma yönetimi sırasında 2 yüzyıl boyunca genel bir bolluk ve mutluluk yaşanmıştır. Üçüncü yüzyılla birlikte düşüş baş göstermiştir. Yüzyıl sonlarına doğru Diocletianus'un yeni bir eyalet düzeni benimsemesi sonucunda, Karia ilk kez ayrı bir eyalet durumuna gelmiştir. İmparator Constantinus zamanında Hıristiyanlık resmen benimsenmiştir.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde, çeşitli üniversite ve bilim kuruluşlarının yaptığı arkeolojik kazılarda bulunmuş, önemli cam eserler yer almaktadır. Bunların yanı sıra az miktarda satın alma yoluyla müzeye kazandırılmış cam buluntular vardır.

Kazı buluntuları arasında en erken yapıtlar, Texas Üniversitesi adına Sualtı Arkeoloji Enstitüsü tarafından Prof. Dr. George F. Bass ve daha sonra Dr. Cemal Pulak başkanlığında yapılan, Kaş-Uluburun Batığı kazısında bulunmuş cam külçelerdir. Bu külçeler bilinen en eski hammadde kaynaklarıdır. 1984 yılında başlayıp 1995 yılında biten kazılarda bulunmuş ve Geç Bronz Çağı'na M.Ö. 14. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve sayıları 150'yi aşan, kobalt mavisi, turkuvaz ve lavanta renklerindeki yuvarlak, yassı ham cam külçeler o çağda Suriye'den Ege'ye cam ticareti yapıldığını ispatlamıştır.

Uluburun kazısında 150'den fazla cam külçe ve külçe parçası bulunması, bunların Tell el Amarna kazısında bulunmuş tabletlerde geçen mekku ve ehlipakku taşları olabileceği savının ileri sürülmesine neden olmuştur.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde, 2 tanesi halen müze Cam Salonunda sergilenen, diğerleri depo ve laboratuarda korunan bu külçeler, Türkiye müzelerindeki bilinen en eski cam buluntu olmalarının yanı sıra M.Ö. 2. bin ticareti, taşımacılığı ve doğu-batı ilişkileri açısından da büyük öneme sahiptir (G.F. Bass, 1996: 67; G.F.Bass 1985: 619-635; L.Oppenheim 1973: 259-266; Cemal Pulak 1988: 1-37).

Uluburun sualtı kazısı'nda bulunmuş cam külçeler dışında M.Ö. 2. bine tarihlenen önemli bir buluntu da Bodrum Müzesi'ne bir kara kazısından gelmiştir. 1963 yılında Bodrum yakınlarındaki Müskebi'de, Ankara Üniversitesi DTCF Arkeoloji Bölümü adına Prof. Dr. Yusuf Boysal başkanlığında kazılan Miken mezarlığında, C mezarlığı 22 nolu mezarda, bazı boyalı Miken çömlekleri ile beraber 33 adet cam boncuk bulunmuştur. Olasılıkla bir kadın mezarına gömü armağanı olarak bırakılan bu boncukların her biri, üst kısmı ip delikli yatay çubuk biçimli, alt kısmı kabartma yivli spiral biçimli, kıvrımlı ve ucu deniz kabuğu görünümlüdür. Kalıp baskı tekniğinde yapılan bu boncukların benzerlerine Mikenai ve Thebai'de, Yunanistan dışında da Girit ve Rodos'taki çeşitli merkezlerde rastlanmaktadır. Müskebi boncukları M.Ö. 1400-1250 yılları arasına tarihlenmiştir (Y.Boysal, 1964: 81-83).

Robert H.Brill'in cam külçelerden aldığı örneklerin analizleri sonucunda Mısır şişeleri ile Miken boncuklarının aynı özellikleri taşıdığı konusunda fikir birliğine varılmıştır (G.F.Bass 1996: 67; G.F.Bass 1987: 693-732).

Bodrum Müzesi'ndeki M.Ö. 2. bin buluntuları, Geç Bronz Çağı üretim merkezleri, ticareti, camın işlenişi gibi bilgilerin yanı sıra mezar hediyesi olarak da kullanıldıklarını belgelemektedir.

Kronolojik olarak değerlendirildiğinde, Bodrum Müzesi'nde M.Ö. 2. bin ile Arkaik Çağ arasındaki döneme ait herhangi bir eser bulunmamaktadır. Koleksiyonlar arasında Arkaik-Klasik Çağa tarihlenen kum kalıp tekniğinde yapılmış küçük amphoriskos ve alabastronlar yer almaktadır. Bu yapıtlar M.Ö. 6-5. yüzyıllara tarihlenen, Milas'ta bulunmuş bir alabastron ile bir amphoriskos ve buluntu yeri bilinmeyen başka bir kırık amphoriskostur. Bu eserlerin bulunuş biçimleri ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Ancak çok kıymetli olan altın kaplardan sonra camdan yapılanların en değerli olarak kabul edildiği o çağda bunlar, büyük bir olasılıkla mezar armağanı şeklinde kullanılmış olmalıdırlar (Aristophanes, Akherneis 74).

Klasik Çağ buluntularının kazı sonucu müzeye kazandırılmış olanları hiç kuşkusuz tarihleme ve belgeleme açısından büyük öneme sahiptir. Örneğin Danimarka Aarhus Üniversitesi adına Prof. Dr. Kristian Jeppesen başkanlığında gerçekleştirilen 1973 yılı Mausoleum kazılarında ele geçen grotesk kuşbaşları ile boncuklar, ilginç sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Mausoleum'da güney merdiveni üzerindeki bir çöp çukurunda bulunmuş, kum kalıp tekniğiyle yapılmış kuş başlı pendatlar, Fenike-Kartaca kökenli yapımlardandır. Klasik Çağa tarihlenen bu pendant ve boncuklar Kuzey Afrika ve Suriye'den Halikarnassos'a ithal edilmiş olmalıdır (S.Goldstein 1979:38 fig.12; Monique Seefried'in yaptığı çalışmada bu türlü eserlerin Kartaca yapımlı olduğu belirtilmiştir).

Bodrum Müzesi'ndeki Klasik Çağa tarihlenen yapıtlar arasında, Karyalı Prenses mezarında bulunmuş küçük cam boncuklar o çağın nadir örnekleri arasında yer alır.

1989 yılında Bodrum'un kuzeydoğusunda, antik Halikarnassos kentinin dış ve iç sur duvarları arasında, Milas kapısı yakınında, bir mezar bulunmuştur. Lahit içinde, çeşitli takılar, yüzükler ve başında bir taçla gömülmüş, 40 yaşlarında ölmüş bir kadın iskeleti açığa çıkarılmıştır. Bu kadın olasılıkla Mausolos sülalesinden bir prenses ya da saraya mensup soylu bir kadındı. Çeşitli altın buluntuların yanı sıra bazı cam boncuklar da bu kazıda ele geçmiştir. Halen Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde özel bir salonda sergilenen, İngiltere Manchester Üniversitesi'nde rekonstrüksiyonu yapılmış mankenin, bel kısmında bu camları görmek olasıdır. Bunlar mavi opak cam hamurlu, ip delikli olup kalıba döküm tekniğiyle yapılmıştır. Bunların bir kısmı arpa biçimli, çoğunluğu aşık ya da çift yüzlü balta biçimlidir. Kazıda cam boncuklarla birlikte altın boncuklar da bulunmuştur. Bu altın ve cam boncukların birlikte bir dizi oluşturdukları düşünülebilir. Burada çift yüzlü balta ya da astragal ile arpa tanecikli amuletlerin dinsel bir amaca hizmet etmek üzere kullanıldığı varsayılabilir. Çift yüzlü baltanın Mausolos ailesi için önemi büyüktür. Örneğin Piksodaros sikkelerinde ayakta Zeus Labrandeus, çift yüzlü balta taşımaktadır (bkz. Sylloge Nummorum Graecorum, Caria 1947: Lev.14 fig. 595-599).

Karyalı Prenses mezarında bulunan camlar M.Ö. 4. yüzyılın ortasına tarihlenmiştir. (Aykut Özet 1992: 101-113). Bu boncukların antik Halikarnassos'tan pek de uzak olmayan bir merkezden getirildiği düşünülmektedir. M.Ö. 6. yüzyılda Anadolu'da Sardis'te bir Lydia evinde küçük bir atölye bulunmuş olması, o çağda Anadolu'da cam üretimine başlandığını kanıtlamaktadır. Ayrıca Arkaik ve Klasik Çağlarda Rodos'ta önemli cam atölyelerinin olması Karyalı Prenses boncuklarının burada imal edilmiş olmasını da akla getirmektedir.

Bodrum Müzesi cam koleksiyonlarında Helenistik Çağa tarihlenen camların azlığı da göze çarpmaktadır. Stratonikeia'da 1986 yılında rastlantı sonucu bir yol kazısı sırasında açılan bir mezarda bulunan amphoriskos, Doğu Akdeniz ürünü olup M.Ö. 2-1. yüzyıllarda Anadolu'nun güney kıyılarına getirilmiş ve büyük bir olasılıkla Halikarnassos Limanında bir soylu tarafından satın alınmış olmalıdır. Siyah cam hamurlu bu merhem şişesi kum kalıp tekniğiyle biçimlendirilmiş ve üzerine beyaz ve sarı cam lifleri sarılarak tüy motifi biçiminde aletle şekillendirilmiştir.

Köyceğiz'de bulunmuş, iç kalıp tekniğiyle yapılmış bir aryballos'un tam benzeri bulunmadığı için tarihlenmesi açısından kesin bir sonuca ulaşılmasında zorlanılmıştır. Ancak büyük bir olasılıkla Helenistik Çağa tarihlenebilir.

Geç Helenistik Çağa tarihlenen sonuncu yapıt Prof. Dr. Baki Öğün tarafından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi adına Kaunos'ta yürütülen kazılarda 1974 yılında 3 no'lu mezarda bulunmuş, kalıba döküm tekniğiyle yapılmış yeşil renkli bir kâsedir. Hellenistik Çağda çok değerli olan bu kâseler, bronz Frig kâselerinin bir devamı olarak yapılmıştır. Bu kâselerin ölülerin susuzluğunu gidermek amacıyla mezarlara konulduğu bilinmektedir. O çağda bunların kendiliğinden suyla dolacağına dönük bir inanç vardı.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ndeki Klasik ve Helenistik yapıtların incelenmesi sonucunda, bunların bir kısmının Doğu Akdeniz'den ithal edildiği bir kısmının da yakın merkezlerden getirildiği anlaşılmıştır.

 

LELEG TARİHİ

 

Dr. Abdulkadir Baran

19.yy sonlarından itibaren Newton, Paton, Myres ve Judeich gibi  araştırmacılar tarafından, Büyük Menderes ve Dalaman Çayı arasında kalan  antik Karia bölgesinde özellikle Leleg toplumu ve kültürel izlerine ait   yapılan çalışmaları, 20.yy içinde bölgede uzun süreli araştırmalar yapmış  olan Bean, Cook ve Radt gibi bilim adamları devam ettirmişlerdir.   Hellenlerce Leleges olarak adlandırılan bu toplum, Karia'da, Kar olarak  anılan toplumun yanı sıra yerleşik bir halk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Leleg isminin açıklanma girişimlerinde en dikkat çekici olan Luwice lulahi  (barbar) ile bağdaştırılmasıdır, ancak bu durum henüz bir kesinlik kazanmamıştır. Antik kaynaklarda Leleg halkının varlığı Strabon dönemine  değin izlenebilmesine rağmen Karia'da ya da başka bir yerde Karca olarak  anılan dilin haricinde Leleg dili olarak tanımlanabilecek herhangi bir   yazıt bulunmamıştır. Bu durum Leleglerin de Karca konuştukları şeklinde  yorumlanmaktadır. Bununla birlikte ele geçmiş olan az sayıdaki Karca  yazıtın artık çözümlenmiş olmakla birlikte henüz tam anlamıyla bilim  çevresinde kabul edilmemiş oluşu, ilerde bu yazıtlarda Lelegler ile ilgili       bilgilerin ortaya çıkarılması olasılığını saklı tutmaktadır.

Homeros, Troia yandaşları arasında saydığı Leleglerin kral Altes  önderliğinde Troia'nın güneyinde Satnioeis nehri kıyısındaki Pedasos       şehrinde yaşamış olduklarını aktarır. Troia savaşı sonrasında ise geçtikleri yerlerde birçok iz bırakarak güneye inmiş ve Karia bölgesindeki  Halikarnassos (Bodrum) civarına yerleşmiş oldukları kabul edilir. Troia savaşı sırasında ve sonrasında daima Karlarla birlikte anılmış olan       Lelegler, Karia bölgesinde 8 kent kurmuşlardır. Kentlerden birisi ise daha  önce kuzeyde kurdukları Altes'in şehri Pedasos'un bir yansıması olarak    Pedasa adını taşımaktadır. Bodrum yarımadasında yoğun olarak tespit   edilebilen kalıntıların gösterdiği üzere Leleglerin kendilerine özgü bir  mimari gelenekleri bulunmaktadır ve bu nedenle de Leleg kentleri büyük     oranda tespit edilebilmektedir.

Karlar ve Lelegler her zaman birbirleriyle bağlantılıdırlar. Antik   yazarlar onların hem Troas'da hem de Karia'da birlikte yaşamış olduğunu  aktarırlar. Herodotos, Kar ve Leleg halklarının aynı halk olduğunu  belirtirken, Strabon, genelde Kar'ları Leleglerden ayrı tutmakla birlikte  bir yerde bunların aynı halk olduğundan bahseder, ancak burada da       başkasının yargısını aktarıyor görüntüsündedir. Leleg ve Kar toplumları   hakkında verilen bilgilerde Lelegler her zaman ikinci planda   gösterilmişlerdir. Pausanias, Leleglerden "Karia soyunun bir bölümü"  olarak bahseder, Strabon ise Leleglerin Karia'ya asker olarak hizmet   ettiklerini, ancak tüm Yunanistan'a dağılmaları sonucunda soylarının yok  olduğundan bahseder. Leleg kentleri arasında anılan Theangela'nın yerlisi    olan Philippos ise Lelegleri, Kar'ların köleleri olarak adlandırmakta ve  onları Spartalı Helotlara veya Tessalia'lı Penestlere benzetmektedir.     Nitekim Leleglerin kültürel açıdan da  Karların gerisinde kalmış   oldukları, Leleg yapısı olarak tanımlanan kalıntıların büyük oranda yaşam   ve ölümle ilgili konutlar ile mezarlardan oluşmasından da anlaşılmaktadır.

Plinius, (N.H. 5.29) komşu 6 Leleg şehrini İskender'in Halikarnassos'a    bağlamış olduğunu söyler ve bu kentlerin adlarını da verir. Fakat, günümüz    araştırmacıları tarafından bu durumun bir hata olduğu kabul edilmektedir.  Bu noktada Plinius'un Maussollos'un yaptığı işi yanlışlıkla İskender'e       yüklemiş olduğu düşünülmektedir. Bu durumun bir hata olarak kabul  edilmesinde Strabon'un verdiği bilgilerin yanı sıra, İskender ayrıldığında   şehrin tamamen işgal bile edilmemiş oluşu ve böyle bir yerleşimin  gerçekleştiği zaman İskender'in Doğu Seferinin tam ortasında olması    gösterilmektedir. Strabon ise bu işin Maussollos tarafından yapılmış    olduğunu açıkça söylemektedir ki bu durum genel tarih akışına ve    Maussollos'un Hellenleşme politikasına da uygun düşmektedir. Strabon ise   Leleg kentlerinden Myndos ve Syangela'nın isimlerini vererek onların      haricindeki diğer altı kentin Maussollos tarafından Halikarnassos'a dahil    edilmiş olduğunu aktarır. Plinius'un aktardığına göre bu 6 kentin isimleri   ; Termera, Side, Madnasa, Pedasa, Uranium ve Telmessos'dur ve çeşitli    söyleniş biçimleri bulunmaktadır. Lokalizasyonları halen tartışmalı    olmakla birlikte genelde uzak ve ulaşılması güç alanlarda kurulmuş ve   M.Ö.4.yy'da Maussollos tarafından halkı boşaltılmış olan yerleşimlerin       kalıntıları konumları sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Maussollos,    Myndos ve Syangela kentlerini yeniden inşa ettirmiş, Halikarnassos'u ise    neredeyse tamamen yeni olarak Hellen tarzında ama içine zorla   yerleştirilmiş Leleg ahalisi ile kurmuştur. Böylece Bodrum yarımadasında   Hellen geleneğinde üç kent oluşturulmuş ve başkent Halikarnassos,merkezdeki konumuyla adeta diğer iki kent tarafından korunur duruma getirilmiştir.

Leleg kentleri içerisinde ulaşılması en kolay olan Pedasa, Gökçeler'de yer       alır ve antik ismin 2 km. ötedeki Bitez köyünde varlığını korumuş olduğu    kabul edilmektedir. Kentteki buluntular diğer Leleg kentlerinin aksine  Maussollos sonrasında da yerleşime devam edilmiş olduğunu gösterir. Kenti çevreleyen surlar düzensiz bir şekilde kuru duvar tekniğinde örülmüş,   kuleler ise diğer kentlerdeki örnekler gibi daha düzenli bir işçiliğe   sahip kılınmıştır. Kentin güney ve güneydoğusundaki sırtlarda Leleg kentlerinin geleneksel mezar tipi olarak kabul edilen çok sayıda  oda-tümülüs bulunmaktadır. Bu mezarlar bir geçitle girilen kemerli  yuvarlak planlı bir oda ve etrafında üzerine gevşek taşlar yığılan   yuvarlak planlı duvarlarla çevrili bir alandan oluşmaktadırlar.

Leleg kentleri oldukları kabul edilen bu 8 yerleşimin dışında, bu    kentlerde belirlenebilen özgün özellikler sonucunda Lelegler ile   bağdaştırılan diğer yerleşmeler de bulunmaktadır. Kazılar sonucunda açığa   çıkan İasos kentindeki konutlar ve Milas-Bafa arasında yer alan Kalkhetor    ile Hydai (Damlıboğaz) antik kentlerindeki akropolisi çevreleyen duvarlar     buna örnek gösterilebilir. Özellikle Ören civarında Bozalan köyü   yakınlarında, etkileyici bir konum ve geniş bir territoryuma sahip olan ve  Bargasa olarak tanımlanan antik kentin oldukça düzenli sokaklarla      bölümlenmiş ve surla çevrelenmiş yerleşim alanı muhtemel çalışmalar    sonucunda Karia bölgesinin dip tarihi için oldukça önemli ipuçları   verebilecek niteliktedir. Anılan yerleşimler dışında, antik yazarlar tarafından Leleg yerleşimi ya da bir zamanlar Lelegler tarafından iskan       edilmiş oldukları belirtilen bazı yerleşmeler de vardır. Bunların başında  Strabon'un Psidia bölgesinden Miletos'a değin tüm Karia bölgesinde Leleg   mezarları ve surları bulunabileceğini belirtmesi gelmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda bu yerleşimler büyük oranda  tespit      edilebilmektedirler. Yine Strabon'dan öğrendiğimiz üzere Miletos'u       kuranlar da adalardan gelen Karlar ve Leleglerdir. Ayrıca Myus, Mykale   civarı, Ephesos, Smyrna, Antandros, Skepsis, Gargara ve Assos'un daha önce  Leleg kentleri olduğunu ve yine Samos ile Khios adalarının da eskiden  Lelegler tarafından iskan edilmiş olduğunu söylemektedir. Byzantionlu   Stephanus'a göre de Aphrodisias kenti Pelasglar-Lelegler tarafından   kurulmuş ve başlangıçta Lelegonopolis olarak adlandırılmıştır. Ancak kent   uzun süreden beri sistemli bir şekilde kazılmasına rağmen burada Leleg   yerleşimini belgeleyecek herhangi bir arkeolojik veriye rastlanılmamıştır.

Leleg halkının izlerine antik kaynaklar aracılığıyla Hellas anakarasında da rastlanılmaktadır. Strabon'un (8.VI.15) belirttiğine göre Yunanistan'da  Argos ilinin kıyısındaki Epidauros ve Troizen kentleri Leleg yavru   kentleriydi. Ayrıca İlyada'da geçen Troas bölgesindeki Pedasos kentinin   adaşı bir kent de Peloponnesos'da Messenia bölgesinin güneyinde yer      almaktaydı. Yine Naksos adasının eski halkının da Lelegler olduğu ve   Yunanistan'da Leukas, Akarnania, Lokris ve Boeteia kentlerinde de   Leleglerin yerleşmiş olduğu aktarılmaktadır. Megara kentinin yukarı  kalesine Karia denildiği, kentin eski krallarından birisinin adının Lelex   (Leleg) olduğu ve Messenia bölgesindeki Pylos kentini kuranların da   Megara'daki kral Lelex'in torunu Pylas önderliğindeki Leleg göçmenlerinin  soyundan geldiği aktarılmaktadır.

Eldeki tüm bu veriler incelendiğinde Leleglerin Hellen çağı öncesine ait   izler taşımış olduğu ve Anadolu Kültür Mozaiği içerisinde yer alan yerel   halklardan birisi olduğu büyük bir olasılık olarak gözükmektedir.  Özellikle Karia sikkelerinde görülen iki tarafında yuvarlak eklentiler     bulunan üçgen biçimli monogramın Hitit Hiyeroglif yazısında Dağ anlamına    gelmesi Hitit ve Luwi bağlantısı olarak yorumlanabilir. Ancak gözden uzak    tutulmamalıdır ki Leleg halkı ile ilgili bir yazıt veya kıyaslama   yapılabilecek diğer arkeolojik veriler bulunmadığı sürece, bu halk     hakkında somut bilgilere ulaşmamız olanaksızdır. Daha çok antik    kaynaklarda verilen bilgiler ve yüzey araştırmaları sonuçlarına dayandırılan bu toplum hakkındaki bilgilerimizin arkeolojik kazı      çalışmalarıyla desteklenmesi zorunluluktur. Bu nedenle Anadolu     arkeolojisinde çözüm bekleyen diğer sorunlarla birlikte Leleglerle ilgili    sorunların da aydınlatılması gerekmektedir.   Prof. Dr. Adnan Diler başkanlığında bölümümüz tarafından yürütülen yüzey    araştırmaları ve yakın zamanda başlanılması planlanan Pedasa antik kenti    kazıları bilinmeyen bu toplum ve kültür izleri üzerine en kapsamlı  çalışmalar olarak bilinmeyenleri araştırmaktadır.

 

HİTİT TARİHİ

HİTİTLER, HİTİT DEVLETİ, HİTİT UYGARLIĞI

HİTİT SANATI

Alacahöyük, Boğazköy, Bitik, Karaoğlan, Dündartepe, Karahöyük örenlerinde, Erken Tunç Çağı tabakalarının üzerlerinde kalın bir yangın izi vardır. Ahlatlıbel ve Etiyokuşu örenlerinde Erken Tunç Çağından sonra yerleşme görülmez. Alişar'da ise yalnız Akropolde yaşam devam etmiştir.

Yani Anadolu  M.Ö.2000 yılına  doğru büyük bir saldırıya ve istilaya uğradı. Bilinmeyen bir sebepten Hind-Avrupa boyları Anadolu'ya göç etmişlerdi. Bunlar Hititlerdi.

Hititler kendilerini "Nesili" yani nesice konuşanlar adını vermişlerdir. Yaşadıkları Anadolu topraklarını "Hatti Ülkesi", oturanlarına ise "Hattilili" diyorlardı.

Hititler yeni yurtlarında, kendilerinden daha gelişmiş bir uygarlığa sahip Hattilerle kaynaşmışlar, onların tanrılarını, mitolojilerini benimsemişler, kullandıkları isimlere sahip çıkmışlardır.

İlk Hitit izlerine Kültepe/Kaniş/Neşa' da  rastlanır. Burada bulunan ve Hitit izlerini taşıyan Asurca metinler XIX. Yy. tarihlenir.

HİTİTLERİN KEŞFİ

Boğazköy arşivleri bulunmadan önce de Mısır, Babil, Asur ve İncil kaynaklarından, Hititlerin varlığı biliniyordu.

İngiliz bilgin A. H. SAYCE, 1880'de Bible Arkeoloji Derneği önünde okuduğu bildirisinde, Anadolu'daki hiyeroglifli kaya kabartmalarının ve onlara benzeyenlerinin Hititlere olduğunu ve bütün Anadolu'nun Hitit ülkesi olduğunu açıkladı.

*İngilizCharles Texier 1839'da Yazılıkaya'yı keşfetti

*Alman Carl Humann, Yazılıkaya ve Boğazköy kabartmalarının kalıplarını çıkardı. ( Bergama Zeus                 Sunağını keşfeden demiryolu mühendisi)

*British Museum Kargamış'ta (1879), Almanlar Zincirli'de (1888 ve 1892) kazılar yaptılar.

*1887'de Orta Mısır'da Tell El-Amarna'da bulunan bir tablet, Hitit Büyük Kralı Şuppiluliuma'nın IV. Amenophis'e  tahta çıkışı ile ilgili tebrik mektubuydu. Ve Hititçe idi.

*Alman Dr. Hugo Winekler 1906'da Boğazköy kazılarına başladı. İlk yıl 10 bin den fazla çivi yazılı tablet bulundu. Ve Dünyanın ilk yazılı antlaşması, Kadeş Barış Antlaşması. Bunlar Akkadca ve Hititçe idiler. Boğazköy'ün yani Hattuşa'nın Hatti Ülkesinin başkenti olduğu anlaşıldı.Hitit dilini 1917'de Hrozny çözdü.

HİTİT BEYLİKLERİ DÖNEMİ M.Ö.(2000-1700)

M.Ö. 2000-1700 yılları arasını Hititler, göç, istila, kaynaşma, kendilerini kabul ettirme uğraşısı içinde geçirmişler ve küçük beylikler kurarak yörelerine hakim olmuşlardır.

Bu dönemin en ilginç özelliği, Asurlu tüccarların Anadolu içlerinde ticaret sömürgeleri kurmuş olmalarıdır. M.Ö.(1900-1800)  Bunlardan Neşa ve Hattuş/Boğazköy karumlarının yerleri tesbit edilmiştir. Ticaret eşya değiştirme yoluyla yapılıyordu. Anadolu'dan ucuz bakır alıyor karşılığında kalay ve kumaş veriyorlardı. Yollar bozuk
olduğu için taşıma aracı olarak eşek kullanılıyordu.

SANAT

Hatti sanatının etkisi sürüyordu. Çok renkli seramikler ve geometrik desenler ortaya çıktı.

Tanrıya içki sunmak (Libation) için kullanılan ve Ryton denilen, aslan, boğa, koç şekilli seramik eserler, uzun gagalı, yüksek kulplu kaplar ürettiler.

Kültepe'de orthostadlar, Konya-Karahöyükte muazzam kent duvarları ve büyük bir saray bulundu. Bu sarayda bir banyo odası ve pişmiş topraktan küvet ele geçti.

Temelleri taş, duvarları kerpiçten çok odalı evlerde oturuyorlardı. Sokakları taş döşeliydi ve kenarlarında su tahliye olukları vardı. Bu devre ait Kültepe evlerinde erzak büyük küplerde saklanıyordu. Üzüm salkımı biçimli
kandillerle aydınlanma sağlanıyordu. Nimet Özgüç,  Acemhöyük'te Anadolu'nun en büyük

ESKİ KRALLIK DÖNEMİ M.Ö. (1660-1460)

Aşağıda verilen tarihler Milad tan öncedir.)

Beyliklerin birbirleriyle yaptıkları savaşlar sonunda Hattuşa'da Eski Hitit Krallığı kuruldu. Bu krallığın kurulmasına dışarıdan gelecek yabancı güçlerin tehdide etkili olmuştur.

Bu dönem 11 kral gördü.

  • I. Hattuşili M:Ö: (1660-1630) Hitit İmparator Kurucusu.

BÜYÜK KRALLIK  M.Ö. ( 1460-1190)

II. Tuthaliya  M.Ö. (1460-1440)

Büyük Krallığın kurucusudur.  Yazılı kaynaklara göre, I. Hattuşili, I. Murşili ve I. Şuppiluliuma ile birlikte Hititlerin dört büyük kralından biridir. Kurban törenlerinde bu dörtlünün heykellerine kurban sunulurdu.

I. Şippiluliuma M.Ö. (1380-1345)

İdaresinde Hititler en parlak dönemlerini yaşadılar. Babil ve Mısır'la birlikte döneminin üç büyük devletinden biri oldular. Şu ünlü Mısır Fravunu Tutankamon ölünce, genç yaşta dul karan karısı I. Şippiluliuma'ya bir mektup göndererek hem tahtını güçlendirmek hem akraba olmak istemiştir. "Kocam öldü, bir oğlumda yok, Senin ise bir çok oğlun olduğu söyleniyor. Sen oğullarından birini bana gönder, o benim kocam olacak, Mısır'ı idare edecek."

Mutavalli M.Ö. (1315-1282)

Hiti İmparatorluğunun en büyük ve en başarılı krallarından biridir.

II. Ramses'in krallığı döneminde M.Ö. (1290-1224) Mısır'la savaştı.

Kadeş (Kuzey Suriye) Meydan Savaşı M.Ö. 1286 tarihinde yapıldı. Bu savaşla ilgili bilgiler Karnak, Luxor, Abydos, Ramasseum tapınaklarının duvarlarında kazılıdır.

Ramses 20 bin kişilik orduyla, Mutavalli 35 bin asker ve 3500 savaş arabasıyla Kadeş yakınlarında karşılaştılar. Mısır ordusu darmaduman oldu. Ramses canını zor kurtardı. Mısır yazılı kaynakları, Hititlerin casusluk ve haber alma teşkilatının mükemmel, ani baskın taktiklerinin ustalıklı olduğunu yazarlar. Bu savaş sonucu Ramses geri çekilmiş, Hititler şam'a kadar dayanmış ve bu bölgeyi talan etmişlerdir. Suriye ve Amurru devletlerinde Mısır egemenliği sona erdi. Hitit egemenliğine girdiler.

III. Hattuşili M.Ö. (1275-1250) , KADEŞ BARIŞ ANTLAŞMASI

II. Ramses'le geciken barış antlaşmasını yapan kraldır.

Kadeş Barış Antlaşması M.Ö.  1269 tarihinde yapıldı. Tarihteki ilk barış antlaşmasıdır. Bu antlaşmanın bir kopyası Boğazköy/Hattuşa'da bulundu. İst. Arkoloji. Müzesinde sergilenmektedir.

Antlaşma metninde, iki kralın isimleri, soy ağaçları, dostluk ilişkileri, şahit olarak Hitit ve Mısır tanrılarının çağrılması, antlaşmayı bozacak olana lanet, koruyana mutluluk dilekleri yer almaktadır.

Rahip olarak yetişen III. Hattuşili, bir Huri rahibinin kızı olan eşi Puduhepa ile birlikte dini siyasete alet edince, İmparatorluk çöküş sürecine girdi.

IV. Tuthaliya M.Ö. (1250-1220)

Parlak bir dönem geçirdi. Kendini "Evrenin Kralı" olarak anan ilk Hitit hükamdarıdır.

Assuva ülkesine iki akın yaptı. 10 bin tutsak, 600 at koşulu araba elde etti. Bu zaferin anısına, İzmir Kemalpaşa yakınlarındaki Karabel Kabartmasını yaptırdı. Assuva, Batı Anadolu'dur. Romalılar Döneminde dahi İzmir-Efes yöresine Asia deniliyordu.

Taruişa ülkesi için, Vilusa Prensi Alaksandu ile saldırmazlık ve dayanışma anlaşması yaptı.

Taruişa; Troia, Vilusa ise İlios 'dan başkası olamaz. Homeros Troia kralı Priamos'un oğlu Aleksandros'tan bahseder. Bu da anlaşmayı imzalayan Vilusa prensi Alaksandu idi. Hitit metninin tarihlendirmesi Troia VIh dönemine denk gelir.

IV. Tuthaliya, Alasia/Kıbrıs sefer yapıp ele geçirdi. Altın ve bakır ile ödenecek vergiye bağladı.

IV. Tudhaliya döneminde Hitit sanatı doruklarına çıkmıştır. En bol ve en güzel kral betimlemeleri bu kralındır. Yazılıka'da iki kabartması birde heykelinin kaidesi bulundu.

Hitit Karabel kaya kabartması

Kemalpaşa-Torbalı yolunun 6. Km.de

II. Şuppiluliuma M.Ö. (1200-1190)

Son Hitit hükümdarıdır.

"Deniz Kavimleri" /" Kuzey Kavimleri" denen istilacılar, Anadolu'yu ele geçirdiler. İç kargaşalarla zayıflayan Hitit Krallığı son buldu.

HİTİT KRALLARI

ESKİ KRALLIK

Pithana      M.Ö.  (18.yy.)

Anitta          M.Ö.(18.yy.)

Labarna      M.ö. 1680-1650)

BÜYÜK KRALLIK

I. Hattuşili      M.Ö.   (1660-1630)    II. Tuthaliya  M.Ö. (1460-1440)

I. Murşili        M.Ö.  (1630-1600)     I.Arnuvanda   M.Ö. (1440-1420)

I. Hantili         M.Ö.  (1600-1570)     II. Hattuşili    M.Ö.   (1420-1400)

I. Zidanta       M.Ö   (1570-1560)     III. Tuthaliya   M.Ö.   (1400-1380)

Ammuna         M.Ö. (1460-1540)      Şappiluliuma     M.Ö.  (1380-1345)

I. Huzziya       M.Ö. (1540-1535)      II. Arnuvanda    M.Ö.  (1346-1345)

Telipinu          M.Ö  (1435-1510)      II. Murşili    M.Ö.  (1345-1315)

Alluvamna      M.Ö.( 1510-1500)     Mutavalli     M.Ö.  ( 1315-1382)

II. Hantili       M.Ö. (1500-1490)      III. Murşili    M.Ö. (1382-1275)

II. Zidanta      M.Ö.(1490-1480)       III. Hattuşili   M.Ö.  (1275-1250)

II. Huzziya     M.Ö.(1480-1460)         IV. Tuthaliya   M.Ö.  (1250-1220)

III. Arnuvanda M.Ö.(1220-1200)

II. Şuppiluliuma  (1200-1190)

ARKEOLOJİ  Bir İnsan ve Uygarlık Bilimi      Ark. Hasan Tahsin Uçankuş     Kültür Bakanlığı Yay.2000

Hatti ve Hitit Uygarlıkları, Ord. Prof. Ekrem Akurgal, Yaşar Holding yay. 1995

Anadolu Uygarlıkları, Ord. Prof. Ekrem Akurgal, Net yay.

ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ, Ord. Prof. Ekrem AKURGAL,       Tübitak Yay.    1998

TÜRKİYENİN TARİHİ, Bir Gezginin Gözüyle Anadolu Uygarlığı, Seton LLOYD, Tübitak Yay.1989

HİTİTLER, Ark. İlhan Akşit, Sandoz yay. 1981

Hitit Çağında Anadolu, Ord. Prof. Sedat Alp, Tubitak yay. 2001

HİTİT GÜNEŞİ, Ord. Prof. Sedat ALP, Tübitak Yay.-2003

HİTİTLERDE ŞARKI. MÜZİK VE DANS, Ord. Prof. Sedat ALP, Kavaklıdere Kültr. Yay.-1999

HİTİTLER VE HATTUŞA                 Muazzez Hilmiye ÇIĞ  Kaynak Yay.   2000

BOĞAZKÖY'DEN KARATEPE'YE, "Hitit Bilim ve Hitit Dünyasının Keşfi", Yapı Kredi Yay.          2001

TÜRKİYE ARKEOLOJİSİ VE İstanbul Üniversitesi   1932- 1999     Editör Prof. Oktay BELLİ       İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü       2000

Hititler, Stefano De Martino, Dost Kitabevi Yayınları, Ağustos 2006

Hititler, Derleme, ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık, Ekim 2006

Hititler, Oliver Robert Gurney, Dost Kitabevi Yayınları, Mart 2001

(Arkolojidünyası)

LİDYA TARİHİ

Lidya, Anadolu'da Tunç Çağından itibaren M.Ö. 2. bin yılın ikinci yarısında hüküm süren Lidya uygarlığı toprakları.

Yer olarak kabaca Anadolu'nun batısıdır. Esas olarak Gediz (Hermos) Irmağı ve Küçük Menderes (Kaistos) Irmaklarının vadilerini kapsayan bölgedir. Kuzeyinde Mysia, güneyinde Karia, doğusunda Frigya, batısında ise Ionia bölgeleri bulunmaktadır.

Lidya'da üç kral hanedanı hüküm sürmüştür. Birincisi "Atyadlar", ikincisi "Heraklidler", üçüncüsü "Mermnadlar" Hanedanları'dır. İlk iki hanedan ve bunların kralları hakkında pek bir bilgimiz yoktur. Bu iki hanedanın M.Ö. 2. bin yılın ikinci yarısında hüküm sürdükleri biliniyor. Yapılan dilbilim çalışmaları sonucunda Lidyalılar'ın kökeninin Anadolu'nun Tunç Çağına kadar gittiği anlaşılıyor. Önceleri Hint,Avrupa dil grubundan olduğu şeklinde tanıtılan Lidya dili,bugün Tarihçi Heredot'un aktardığı gibi, Orta Asya kökenli bir millet olarak, Ural-Altay dil grubu'ndan bir dil kullandıkları, son verilerle kesinlik kazanmış ve lidya dil grubu Arkeoloji Tarihinde yerini almıştır...

Lidyalıların bilinen en parlak dönemi M.Ö. 700-550 yılları arasıdır. Bu dönem aynı zamanda Mermnadlar Hanedanı dönemidir. Lidya adı Mermnadlar Hanedanının ilk kralı olan Gyges'ten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Gyges hakkında bildiklerimizi Yunanlı tarihçi Heredotos'tan öğrenmekteyiz. Heredotos, Gyges'in Miletos, Smirna ve Kolophon (Değirmendere)'a karşı saldırgan bir politika izlediğini söylemiştir. Gyges'ten sonra sırasıyla Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos hüküm sürmüşlerdir. Yine Heredotos, Alyattes'in Smirna ve Klazomenai (Urla) kent devletlerine saldırdığını söylemiştir. Fakat Alyattes, Klazomenaililer'le yaptığı savaşta yenilmiştir. Yine Lidyalıların doğudaki Medlerle Kızılırmak yöresinde yaptıkları savaş Alyattes döneminde olmuştur. İşte bu savaş sırasında Miletos'lu Thales ilk Güneş tutulmasını doğru olarak tahmin etmiştir (M.Ö. 28.05.585).

Lidyalılar'ın Yunanlılar'la en fazla ilişki kurdukları dönem Kroisos (560-547) dönemidir. Kroisos'da Ionia kent devletlerine karşı saldırgan bir politika izlemiştir. Fakat adalarda oturanlarla iyi ilişkiler içine girmiştir.

M.Ö. 546 yılında Persler, Lidya Krallığının başkenti Sardes'i ele geçirip Lidya Krallığına son vermişlerdir. Böylelikle Anadolu 200 yıl boyunca Pers egemenliğine girmiştir.

Lidya'nın insanlık tarihine en büyük katkısı "sikke"yi icat etmiş olmalarıdır. Başkent Sardes'in içinden geçen Paktalos Irmağı'nın alüvyonlarında doğal olarak bulanan altın-gümüş karışımı "elektron" madeninden basılan ilk sikkelerin üzerinde Lidya Krallığının arması olan Aslanbaşı bulunuyordu. İlk Lidya sikkeleri muhtemelen Alyattes döneminde basılmıştır. Sikke basımının daha iyi bir duruma gelmesi ve elektron yerine altın ve gümüşten ayrı olarak sikke basımı Kral Kroisos zamanında ortaya çıkmıştır.

Seramik kapların özelliğinden Lidyalıların batıdaki komşuları Ionia ile çok öncelere giden bir ilişkileri olduğu saptanmıştır. Yine Lidyalılar'ın Yunanlılar'la ticari ilişkilerinin yanı sıra dinsel ilişkileri de vardı. Lidya dininde en önemli kültler ana tanrıça-Artimu (Artemis-Kybele), Luvi tanrıçası-Kuvava, tarım tanrıları-Baki (Dionysos), yağmur tanrısı-Leus (Zeus) ve mezarların koruyucusu-Santas'dır. Lidyalılar ilk parayı kullanan devlettir.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Lidya"'dan alındı

FRİGYA TARİHİ

Frigya, Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes'in yukarı çığırları arasında kalan bölgenin eski çağdaki adıydı. Bu ad, Balkanlar'dan gelip bu bölgeye yerleşen Friglerden geliyordu. Frigler önce Bitinya bölgesine yerleştiler ve M.Ö. 12. - M.Ö 7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısına egemen oldular. Ama yeni göç dalgası Frigleri daha iç bölgelere itti. Frigler önce Sakarya Irmağı çevresine, ardından batıda Gediz ve Büyük Menderes'in yukarı vadileri ile doğuda Kızılırmak ve Tuz Gölü yöresine yerleştiler. Friglerin bir bölümü Burdur Gölü, Erciyes Yaylası ve Yeşilırmak vadisine kadar ilerlediler.

Batıda Gordium kentini başkent edinen asıl Friglerin ilk kralı Gordios'tu. Frigler Urartularla birleşerek Asurlulara karşı savaştılar. En parlak dönemlerini İÖ 9.-8. yüzyıllarda yaşayan Frigler, Hitit topraklarının neredeyse tümünü ele geçirdiler. İÖ 738'de başa geçen Gordios'un oğlu efsanevi kral Midas, Asurlularla anlaşma yolunu seçti. Midas döneminde başkent Gordium'un yanı sıra Midas Kenti ve Pessinus de çok gelişmişti. İÖ 700'lere doğru Kafkasya'dan Anadolu'ya giren Kimmerler, Friglerin başkenti Gordium'a kadar ilerlediler. Kenti ele geçirerek yaktılar. Bu yenilgi karşısında Kral Midas'ın öküz kanı içerek kendini öldürdüğü söylenir.

Toplumsal ve ekonomik yaşam

Frig Devleti bir kral tarafından yönetiliyordu. Ama topraklarının rahiplerin denetiminde olduğu sanılır. Eski Yunan belgelerine göre Frigler tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Bu belgelerde Friglerin büyük sürüler beslemeleri, özellikle at yetiştirmeleri, bağ ve bahçelerinin verimliliği övgüyle anlatılır. Çöken Hitit Devleti'nin kentlerine yerleşen Frigler bugünkü Ankara, Çorum, Yozgat, Afyonkarahisar ve Eskişehir'i içine alan topraklarda yaşadılar. Anadolu'da bir karayolu ağı kurarak doğudaki Asur ve Luvi devletleri, Ege kıyılarındaki Ege uygarlıkları ile ticaret ilişkilerine girdiler. Kral Midas'ın zenginliği efsanelere konu oldu.

Tanrıça Kibele.

Frig sanatı ve kültürü [

Eskiçağ yerleşmeleri Midas, Ayazini, Aslantaş, Yazılıkaya, Gordion, Pazarlı, Alişar, Alacahöyük ve Boğazköy'de Friglerle ilgili kalıntılar bulunmuştur. Bu eski Hitit yerleşmelerinde yaşayan Frigler, Hitit uygarlığından etkilendiler ve kendileri de güçlü bir uygarlık yarattılar. Frig sanatı, Hititlerin yanı sıra Urartu, Asur ve Eski Ege uygarlıkları sanatının da izlerini taşır. Frigler, kaya anıtları çeşitli insan ve hayvan motifleriyle bezediler. Tanrıça Kibele için yaptıkları tapınakların duvarlarını, pişmiş topraktan levhalarla süslediler.

Frigler maden ve ağaç işlemeciliğinde de gelişmişlerdi. Kazılarda makara kulplu bronz tabaklar, kazanlar, altın, gümüş ve bronz yaylı çengelli iğneler, değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli dokuma ürünleri, geometrik desenlerle süslü ev eşyaları bulunmuştur. Özellikle çengelli iğne yapımında kullandıkları teknolojinin o döneme göre çok ileri olduğu görülür. Frigler dokumacılıkta çok ustaydılar. Günümüzde Anadolu kilimlerindeki ve diğer Türk devletlerindeki binlerce yıllık motiflerin, Frig Motifleri'ndede var olmasının nedeni,halen çözülememiştir. Friglerin müzik alanında da ileri oldukları ve birçok müzik aleti geliştirdikleri bilinmektedir. Frig döneminde yazının, Protürk yazıt biçimlerine olan benzerliği ve kral ve çevresinin yanı sıra, halkın çoğunluğu tarafından da kullanılması ve eldeki yeni veriler, Frigler hakkındaki bilgilerin çok çelişkili olduğu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Pers Tarihi

Persler İran'a hakim olan eski bir kavim.
Isa'dan önce 5.yy'da Persler II. Keyhüsrev önderliğinde birleşerek kuzeydeki Medleri yıkmış ve bir devlet haline gelmişlerdir. bundan sonra Keyhüsrev fetih hareketlerine girişmiştir. bu fetihlerde ise babil, fenike gibi zengin yerleri fethedip ülkeyi zengin bir krallık haline getirmiştir. Ermenistan'ı, Lidya'yı ve krezüsün servetini ele geçirip tüm anadolu'yu hakimiyeti altında birleştirdi. anadolu'yu ele geçridikten sonra babil üzerine saldırdı, ve orayı da feth edip kendini babil kralı ilan etti, bundan sonra ise Mısır'a saldırma hazırlıklarını yapıyordu, kuzeydoğuyu sağlamlaştırmak için iki kabileyle savaş yapmış ve bu savaşlar da kabileler direniş göstermişlerdir ve Keyhüsrev de bu savaşta hayatını kaybetmiştir.

Yerine ise oğlu Kambis geçer. Kambis devrinde mısır feth edilir, Kartaca'ya kadar Pers ordusu ilerler ama Kartacalıları geçemezler. Kambis döneminde İranlı kabileler ayaklanırlar. Bunlar Gomata isimli bir Med rahibinin başını çektiği Mecusilerdir.

Kambis Mısır'dan dönerken, yolda ölür yerine ise ünlü pers imparatoru I. Darious geçer ve bu isyanı bastırır, çeşitli alanlarında devrim niteliğindeki hareketlere girişir. 1. Darious da fetih hareketlerine girişir, doğu da Hindistan'a dayanmıştır imparatorluk, Kafkasya'ya doğru Türklerin ataları olan İskitlere karşı da sefer yapmışlardır, ama başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Daha sonra batıya yönelip, Trakya, Makedonya ve Ege'ye saldırıp buraları ele geçirdi. Bunun üzerine Yunanlılar, Darious ve oğlu Kserkes'e karşı Salamis Deniz Savaşını yaparlar.

II. Artakserkes döneminde devlet hızla çözülmeye başladı, imparatorlukta ayaklanmalar oldu, Mısır bağımsızlığını ilan etti, isyanlar güçlükle bastırıldı ancak daha sonra III. Darious döneminde Perslere Büyük İskender son verdi.

Persler, hakim oldukları sahalarda yaşayan halka hoşgörü ile muamele ederlerdi. Mecusiliğe inanırlardı. Persler'e Mecusîliği yani ateşe tapma dînini Hindistan'dan kovulan Zerdüşt öğretti. İyilik tanrısı "İzed" veya " Ormürzd" ile kötülük ve karanlık tanrısı " Ehrimen" olmak üzere iki tanrıya inanırlardı. Perslerin dini inancı, bugünkü İran'da eski milli adetler diye Mecûsî ayinleri ve sayılı günler olarak yaşatılmaktadır. Nevruz ve Mihrican günleri, İran'da Perslerden beri törenlerle icra edilmektedir.

Perslerin merkezlerinden Persepolis; askeri, idari ve sosyal mimari eserlerle süslenmişti. Büyük İskender'in orduları tarafından yakılıp yıkılan Persepolis, M.Ö. 4. yüzyıldan beri harabe halindedir

 

 

Gösterim: 4699